24.2.12

Ayfer Tunç ile Sözünü Sakınmadan söyleşisinden notlar

Fotoğraflardan ilki yazarın internet sitesinden alınmıştır, ikincisi ise söyleşiden önce tarafımca çekilmiştir.

21 Şubat akşamı günün yorguluğundan sıyrılmaya çalışırken, iliklerime kadar işleyen soğuğa rağmen, Tophane'nin yolunu tuttum ve benim için bir nefes alma alanı olan edebiyata sığınmak için İstanbul Modern'de buldum kendimi. Bir süredir Ömer Türkeş'in ve Semih Gümüş'ün soruları eşliğinde çeşitli yazarlarla yapılan söyleşilerin gerçekleştiği Sözünü Sakınmadan etkinliğinden bahsediyorum. Bu sefer konuk yazarın Ayfer Tunç olduğunu öğrendiğimde ilk işim rezervasyon için mesaj atmak oldu. 

Etkinliğin başlamasıdan bir süre önce salona geçip Ayfer Tunç'u en güzel şekilde seyredeceğime inandığım bir yere oturdum ve söyleşi boyunca yazarlığını çok sevdiğim bu kadının düşün hayatına bir adım daha yaklaştığımı hissederek mutlu oldum.

Etkinliğe katılamayıp, etkinlikte neler konuşulduğunu merak edenler için, söyleşinin gerçekten kesintisiz bir sohbet şeklinde sürdüğünü söyleyebilirim. Gerçi etkinliğin videosu yakında yayınlanacaktır ama ben yine de size ufak notlar iletmek isterim:

*İlk olarak yazarın romanlarından bahsedildi. Özellikle yirmi altı yaşındayken yazdığı "Kapak Kızı" ve on iki yıl sonra yeniden, düzeltilmiş hâli ile aynı kitabı yayımlamasından ve bunun sebeplerinden, ardından da "Kapak Kızı" ve "Yeşil Peri Gecesi" kitapları arasındaki bağlantıdan bahsedildi. Bu noktada, yazarın İÜ SBF'den mezun olduğunda gelecek ile ilgili bir öngörüsünün ne kadar da doğru çıktığını görüyoruz. Diyor ki: "Mezun olduğumda arkadaşlarımın çoğu bankacı olmuştu. Ben de ya bankacı olacaktım ya da iletişimci. O dönemde anladığım, gelecekte ya para önemli olacaktı ya da medya." Bu dönemlerde kendisinin de TRT için arkası yarınlar hazırlayan birisi olduğunu anlatıyor ve konuyu romanındaki bankacı ve radyocu ikilemine bağlıyor.

*"Kapak Kızı" ve "Yeşil Peri Gecesi" romanlarının çıkış noktası konuşulduktan sonra, "Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi"nin çıkış noktası yazara sorulduğunda, yazarın ilk cevabı "Hatırlamıyorum" oldu. Sonrasında ise ilk olarak kitaptaki karakterklerin elli tanesini önceden tasarladığını ve altmış sayfalık bir kısmını önceden yazıp güvendiği bazı kişilerden okumalarını istediğini anlattı. Bu kısmı okuyan arkadaşlarının devam etmesi önerisini dikkate alan yazar, yazmaya devam ediyor ve bu roman ortaya çıkıyor. Romanın sonuyla ilgili soru soranlara ise aslında kitabı bitirmek için kendisini durdurmaya çalıştığını, aksi taktirde biraz daha yazabileceğini söyledi.

*Yazara okurlarına herhangi bir eleştirisinin olup olmadığı sorulduğunda, "Öykülerimi pek kimse okumuyor; çoğunlukla okunanların romanlarım olduğunu düşünüyorum" diyor. [İçimden "ah" diyorum, "Kadın Hikâyeleri Yüzünden", "Alafranga İhtiyar", "Mağara Arkadaşları", "Saklı" gibi öykülerinizi okumadan sizi tanıyıp bildiğini düşünen okurlarınız da varmış.]

*Edebiyatta değeri bilinmeyen yazarlardan bir örnek verdi Ayfer Tunç: Feyyaz Kayacan [Ne yazık ki kendisinin adını hiç duymamıştım, ancak en kısa sürede bir kitabını okumaya söz verdim kendi kendime.]

*Söyleşinin bir bölümünde yazarın yapıtlarında anlatıcılarının çoğunun neden erkek olduğu soruldu. Anlatıcı erkek olduğunda, hikayedeki kadının daha çok vurgulandığını düşündüğünü söyledi. Ayrıca "kadın duyarlılığı" etiketinden sıyrılmak amacı ile Türk toplumunda var olan bir önyargıyı bertaraf etmenin henüz mümkün olmaması sebebi ile başvurduğu bir yöntem olduğunu ekledi.

*Yazarın, Murat Gülsoy ve Yekta Kopan ile birlikte öykü çözümlemeleri yaptığı Ubor Metenga buluşmalarında, hangi öyküyü çözümleyeceklerine karar verdikten sonra, o öykü hakkında buluşma gününe kadar bir daha hiç konuşmadıklarından bahsetti.


*Okuma ve yazma meraklılarına öneri olarak ise, yazmaya başlamadan önce mutlaka şiir okuduğunu ve şiir okumanın onu bir an evvel yazmaya başlamak için teşvik ettiğini söyledi.

Aslında bir imza etkinliği değildi ancak benden önce imza almak isteyen başkaları olduğunu görünce onlardan güç aldım ve yanımda olan iki öykü kitabını alıp sıraya girdim, "Saklı" kitabının ilk baskısını ellerimde tuttuğumu görünce, önce bir baktı, sonra "A, nereden buldun sen onu?" diye sordu. İmzamı aldım ben de hemen. Aslında Ubor Metenga buluşmalarında da kitap imzalatan oluyormuş ancak bugüne kadar yanına gitmeye cesaret edememiştim. Nedense günümü bekliyordum. Yine de daha günüm gelmediğinden, asıl aklımda olan sorularımı kendisine soramadım. Kim bilir, başka bir etkinlikte belki.

Bu fotoğraf okuryazar.tv websitesinden alınmıştır.

Ayfer Tunç okurlarına bir bilgi, yazar şu aralar İletişim Yayınları'nın Memleket serisi için bir kitap yazmakta. Merakla bekliyoruz.

Ayfer Tunç'un, edebiyat dünyasında sayıları çok az olan kadın yazarlar arasında -tam da o çekindiği, kapılmamak için önlem aldığı "kadın duyarlılığı"  acıtasyonuna girmeden- parıldıyor olmasının biz kadınlar için değil de insanlığın tamamı için gurur verici olduğunu eklemeden bitirmek istemiyorum.

İyi okumalar.

10.2.12

Filiz Ali - Filiz Hiç Üzülmesin (Sabahattin Ali'nin Objektifinden Kızı Filiz'in Gözünden Yaşam Öyküsü)


Kitapkurdu bir adamın aydınlıklar dolu umutları, hayalleri. Aydın bir aile. Çevresinde Bedri Rahmi Eyüpoğlu, Orhan Veli, Adalet Cimcoz ve nice aydınlarla, Alman disiplinine benzer bir disiplinle, uyurken babasının ağzından masallar yerine öyküler, edebi eserler dinleyerek büyüyen bir kız çocuğu. Ülkemizde, farklı, aydın, düşündüklerini saklayamayan ve aslen "düşünmeyi" ve "analiz etmeyi" her şeyin üzerinde gören insanlarımızın ulaştığı hazin son: Faili meçhul cinayetler.

Sabahattin Ali hakkında türlü iddialar ortaya atılmış ve atılmaya da devam ediyor. Tesadüfen tam da bu yazıyı sisteme kaydetmeden önce 9/2/2011 tarihli gazeteleri taradığımda bugün CHP başkanı Kılıçdaroğlu'nun "Sabahattin Ali'yi CHP öldürttü, evet." ifadesine denk geldim, yalan haber mi, nasıl yani?

Kendisinin siyasi görüşüne ilişkin iddialar, özelliklerini değerlendirmemize engel olmamalı. Neticede demokratik bir toplum olmak yolunda ilerlemek istiyorsak, bunu yapmayı öğrenmeliyiz. Başkalarının özgürlüğüne dokunmadıkça...
Sabahattin Ali'nin öldürülmesinden yıllar sonra benzer olayların devam ediyor oluşu, bundan yine yıllar sonra biz çoktan göçmüş olduğumuzda da devam edecek mi?

Düşündüklerimizi ifade etmeye korkuyor olmamız bizi dilsiz hale getirmiş olabilir. Ama kör değiliz, okumaya devam etmeliyiz: YKY, Filiz Ali, "Filiz Ali Hiç Üzülmesin", Temmuz 2011.

Not: İlgilenenler için 18 Şubat Cumartesi günü Caddebostan Kültür Merkezi Sanat Galerisi'nde şöyle bir etkinlik olacağı haberini de eklemek isterim.

Çektiği ve Çekemediği Fotoğraflarıyla Sabahattin Ali Sergisi - "Bir Fotoğraf Camı"

Sergi Gezisi, saat: 13.00-14.30 - Söyleşi, saat:15.00-16.30
Konuşmacılar: Filiz Ali, Sevengül Sönmez
İmza Günü: Filiz Ali, saat: 17.00-18.00